Kedi olup bitenlerle neredeyse hiç ilgilenmiyordu. Onun derdi davetsiz misafirlerleydi. Odadaki örümceklerin kökünü kurutmuştu. Yaptığıyla gururlu ve gururunun kibriyle dolu bir halde salına salına odayı bir kez daha gözden geçirdi. Kedilerin gözleri keskindi, ama örümcekler de sinip pusuya yatma konusunda birer ustaydılar.
Kara tüylerini titreten güçle kulaklarını dikip kafayı kaldırdı. Sivri gözbebeklerini küçük elbise dolabına sabitlemiş, neler olacağını görmek için beklemeye başlamıştı.
Büyünün gücü üstüne çökünce, cilası eskimiş dolabın ince kalitesiz tahtaları gıcırdadı. Sırtına binen yükle inleyen cılız bir insandan farksızdı. Aynasının inleyişi inceydi, camın kırılganlığını hatırlatmak istercesine belli belirsiz çatlakların ince çatırtılarıyla itiraz ediyordu olana. Büyü aldırmazdı, öyle ki birkaç saniye sonra elbise dolabı kaderine razı büyüye boğun eğmiş, iki büklüm olsa da sesi soluğu kesilmişti. Kapağını boydan boya kaplayan aynanın yüzeyindeki oda yansıması silindi. Yerine sisli bir sabahı andıran puslu bir görüntü geldi. Pusun içinde karanlık bir şekil duruyordu. Bir insan kafası...
Sisli görüntü hızla dağıldı ve aynada Çınar'ın minyon yüzü belirdi. Kaşları ebediyen öyle kalacaklarmış gibi amansızca çatılmış, kırmızı dudakları sevimsizce gerilmişti. Kısa bir an kıpır kıpır gözleri yuvalarının içinde şöyle bir dolanıp etrafı kolaçan etti. Yatakta hareketsiz yatan kızı gördüğündeyse durdu, inceledi. Baktı ki kızda ses seda yok, onun az ötesinde bir sandalyeye tünemiş oturan Gece'ye kızgın gözlerini dikti.
"Gece," diye cıyakladı. "Nerdesin sen?"
Gece sakince başını çevirip baktı. Çınar'ın coşkulu memnuniyetsizliği kayaya çarpıp geri sekmişti sanki.
"Sana bir kötü, bir kötü haberim daha var," dedi Çınar. "Ama en gereksizi söylemekle başlayacağ..." Sesi kesilip görüntü puslandı. "Gece... hey..." Pus tekrar dağılınca Çınar acele acele bağırdı. "Buranın tılsımını kırmadın mı?"
"Hepsini değil," dedi Gece. "Rahatça dolaşabileceğim kadarını bozdum." Nedeniyse ortada, der gibi dik dik Çınar'a bakıyordu. Rahatsız ediyorsun beni, diye haykırıyordu yüzü resmen.
Gece'nin bu hallerine alışık Çınar ona aldırmadı. Bir şey söylüyordu ki sesi çatırtıların arasında boğuldu. Apartmanın koruma tılsımı Çınar'ın bağlantısını kesmek için aynaya daha güçlü bir şekilde yüklendi. Çatırtılar yükselirken aynanın yüzeyinde kıl gibi çatlaklar oluşuyordu. Böyle giderse zaten kalitesiz, incecik bir şey olan cam paramparça olacaktı.
Binanın koruma tılsımları, yönetimin ev sahiplerine yasal dayatmalarla zorunlu kıldığı bir uygulamaydı. Tılsımlar genellikle yapım aşamasında binanın zeminine kazınırdı, ki bu yüzden gücü betonların arasında kayarak ilerlerken Gece hedefinin yerini az çok biliyordu.
Büyüsü koruma tılsımını kolaylıkla buldu. Onu koza gibi sarıp apartmanla bağlantısını kesti. Bina birkaç saatliğine korumasız kalacaktı, ama bu, tılsımı parçalamaktan iyiydi.
Çınar'ın aynadaki görüntüsü netleşti.
"Böylesi daha iyi. Biraz zahmet oldu ama..."
Gece, Çınar'ın dokundurmasına aldırmaz bir halde, 'ne diyeceksen de ve kaybol' havalarındaydı. Çınar iç çekip direkt konuya girdi.
"Avcı komitesinin başkanı olacak zatı muhterem, İhtiyar Avcı'yı bir an önce geri vermeni rica ediyor. Kibarca aba altından sopa gösterip açıkça söylemese de 'yoksa' ile başlayan bir sürü cümle kurdu. Söylediklerinin yarısını yapacağını bilsem dinlediğime gam yemeyeceğim, de o da yok."
"Böyle olacağı belliydi," dedi Gece.
"Bekle, bu gereksiz olandı. İşte ilk kötü haber: Medyaya bir iki günde o kadar çok malzeme verdin ki hangisini manşet yapacaklarını şaşırdılar. En tutulanı..." Sustu ve hainlik yapacağını belli edercesine pis pis sırıttı. "Az sonra!" dedi magazin spikeri özentisiyle. "Duyunca nevrin dönecek. Öyle bir haber. Ama az bekle bakalım canım."
Önüne eğildi. Kağıtların hışırtıları duyuldu. Bir taraftan da konuşmaya devam ediyordu.
"Yazılanları okudukça Meclisteki ihtiyarların sana olan özlemleri bir kabarmış ki sorma. Gözünden kaçmasın diye yaldızlı kocaman bir davetiye gönderdiler. Hah, işte!"
Çınar elindeki varaklarla süslü kağıdı aynaya yaklaştırdı. Üstte meclisin renkli amblemi hemen göze çarpıyordu. İki üç saniye kadar tutup geri indirdi.
"Seni derhal görmek istiyorlarmış."
"Onun da olacağı belliydi," dedi Gece.
Meclistekiler, İhtiyar'ın hareketine karşılık Gece'nin ne yapacağını elbette biliyorlardı. Duymamış görmemiş gibi davranıyorlardı sadece, çünkü işlerine öyle geliyordu. İhtiyar Avcı, Meclistekilerin de kuyruklarına basıyordu. Gece Meclis başkanı olsa da ihtiyarlar oy birliğiyle onu Meclise gelmeye zorlayabilirlerdi, ama çağrılması formaliteden başka bir şey değildi. Gece'nin artık göz ardı edilemeyecek hareketlerine karşın Meclis'in göstermelik bir hareketle halka bir şeyler yaptıklarını anlatma çabalarıydı bunlar. Muhtemelen çay içip kurabiyelerini kemirirken havadan sudan bir iki kelam edip vakit öldüreceklerdi.
"Ama," dedi Çınar, sesi katı bir ciddiyetle keskinleşmişti. Kağıt hışırtıları yeniden duyuldu. "Bunun olacağı hesapta yoktu."
İkiye katlamış gazeteyi Gece'ye gösterdi. Gazetenin büyük bölümünü kaplamış, siyah ağırlıklı resmin neyi anlattığını ilk bakışta çözmek zordu. Yanmış bir yerin fotoğrafına benziyordu. Belli belirsiz gri ve beyaz çizgiler nesnelerin köşelerini siyah zeminden ayırmaya çalışıyor, fakat o kara bütünlükten kopmaya çalışan şeylerin başı neresi sonu neresi belli olmuyordu. Hemen altındaki başlık ise en az resim kadar siyah, iç karartıcı ve yaratıcılıktan yoksundu. Büyük puntolarla 'Büyücü Vahşeti' yazıyordu.
"Nedir bu?" diye sordu Gece.
"İkinci kötü haber," dedi Çınar. "En tutulan manşetimiz! Sana yolladığım habercilerin ağızlarını burunlarını kırıp geri göndermeseydin eğer, çoktan ne olduğunu öğrenirdin."
Gece gözlerini kısıp bakınca Çınar daha fazla laf sokmasının ömrünü epey kısaltacağına karar verip toparlandı. Derin bir nefes aldı. Söyleyeceklerini o tek nefesi verirken duraklamadan söyledi.
"O resim İhtiyar'ın evine baskın yaptığımız gece yanarak ölen iki çocuğun resmi."
Sustu ve Gece'nin kelimeleri hazmetmesini bekledi.
Gece paniklememiş, dehşete düşmemişti. Şaşırmamıştı bile. Bir an heykelmişçesine donup boş boş baktı. Demek ki Meclistekiler bu sefer onu çay içmeye çağırmıyorlardı. Gece, onlardan gelecek üstü kapalı tehditleri, vaazları ya da endişeleri önemsemedi. Bakışları resimdeydi. Böyle bir şeyin olma olasılığını, bunun nasıl olmuş olabileceğini düşündü. Zihninde resimler ve durumlar birbirleriyle çarpışıyordu. O gece dikkatli davranmıştı. Boşluk neredeydi? İki çocuğun gözden kaçmasına neden olan boşluk nerede ya da kimdeydi?
"Diğerleriyle konuştun mu?" diye sordu Gece. Öyle ya da böyle baskına dahil olmuş fazla kişi yoktu, ama yeri geldiğinde bir avuç kafa da kalabalık sayılırdı.
"Hepsiyle konuştum. Çocuklardan haberleri yok." Çınar kısa saçlarına parmaklarını geçirip tutamları geriye tararken yüzünü buruşturdu. Hoşnutsuz olduğunda hep böyle yapardı. "Biliyorsun," dedi, "yanlış yapanları hizaya sokman kabul edilebilir bir şey. Ama işin içine çocuk cesetleri girdiği zaman olayın boyutu değişiyor. Yapmaya çalıştığımız her şey ters tepebilir. Gerçi bunun bir oyun olduğu bariz. Ne demişler, yapamıyorsan çamur at, tutmasa da izi kalır."
"Bariz bir komplo işleri daha da karıştırıyor."
Çınar bir an Gece'ye garip garip baktı. Ne yani, o çocukları gerçekten sen öldürseydin daha mı iyiydi, der gibi. Sonra aklında çakan aydınlanmayla gözleri ışıldadı. "Anladım," diye şakıdı. "Ortada komplo varsa, taraf da vardır. İhtiyar'ın Ateş'i öldürüp seni kışkırtmaya çalışması gibi. Hâlâ seni onlara saldırmaya zorluyorlar."
"Öyle," dedi Gece. "İhtiyar Avcı'yla olan husumetimiz bir yana; büyücüler, avcılar, diğerleri... Biz bir barışın ortaklarıyız. Savaşta ise taraflar vardır."
"Kaçık avcı bozuntusu!" diye sövdü Çınar. "Gülüşlerinin arkasında delilikten fazlası olduğu belliydi zaten. Bu diyardan göçerken sana sağlam bir tekme atıp dengeyi bozmaya epey niyetliymiş. Göçemedi orası ayrı."
Hazır elimin altındayken onu acıyla biraz kıvrandırabilir miyim, diye sormak dilinin ucuna gelse de kendini tuttu. Gece'nin İhtiyar'ı kendine sakladığını biliyordu. Yine de o avcı eskisinin kırışık suratına bir yumruk çaksa içindeki tüm yağlar erirdi. Fakat Gece buna kesinlikle izin vermezdi. Başını uzatıp yatakta yatan kızı daha iyi görmek için uğraştı.
"İhtiyar'ın kızı mı o?"
"Evet," dedi Gece.
"Ölü mü?"
"Evet."
"Neyse. Biraz cılız ama yeterince büyük görünüyor. Bize karşı malzeme yapamazlar."
"O nasıl?"
"İhtiyar mı?" diye sordu Çınar. Baktı ki tahmini doğru, "İyileşiyor ve huysuzlanıyor," dedi. "Asıl sorun Behice Hanım. İhtiyar'ın kellesini bizzat kendisi almak konusunda epeeey ısrarcı. Sakinleştirmek için bir parça kaba kuvvet kullanmamız gerekti, bilgin olsun. Belli ki İhtiyar'ın evini tarihin tozlu sayfalarına gömerken bir iki avcı öldürmek ona yetmemiş. Rica ediyorum, kendi ve bizim iyiliğimiz için arık onu bu karmaşadan uzak bir yere götürmemize izin ver."
"Sabırlı ol Çınar. O Ateş'in annesi. İhtiyar'ın düşüşünden pay almaya herkesten fazla hakkı var."
"Biricik oğlu öldü. Üzgün, kızgın, tamam. Ama bu emirlerine karşı çıkıp durma hakkını ona vermez. Malum, senden de pek haz etmiyor." Çınar gözlerini kapayıp üzüntüyle başını salladı. "Olur da işler çirkinleşirse Gece, Ateş'in annesine zarar vermek zorunda kalmak... olmamasını tercih ederim. Ateş'in hatırı için."
"Anlıyorum."
"Her neyse, bunları konuşuruz. Sanırım verdiğimiz ilaçlarla sen gelene kadar bir güzel uyur. Umarım." Sinek kovalarcasına elini salladı. "Sen şimdi gazetecileri düşün. Burada çoktan kapımıza dayandılar. Binaları öyle yıka döke gitmeye devam edersen seni de bulmaları fazla sürmez. Yanan çocukların haberi yeterince kötü. Bu yüzden uslu durup o güzel kıçını hemen güvenli bir yere sokmanı öneriyorum. Oradaki gece eğlencen Meclistekilerin kulağına gitmiş bile. Bakıyorum da iyi eğlenmişsin." Başıyla Gece'nin kolundaki tırnak izlerini gösterdi. "Senin küçük avcı epey dişli... yok öyle demeyelim," parmaklarını pençe gibi kıvırıp havayı tırmaladı, "...pençeli çıkmış."
Gece, Çınar'a cevap vermedi. Onu duymamıştı sanki. Gözleri dalmıştı. Kızla ne yapacağına karar vermişti artık.
"O ihtiyara onuruyla ölmesi için fırsat tanıdım," dedi Gece. Yumuşak güzel sesi derinleşmiş, hilal kaşları çatılmıştı.
Sahibinin öfkesini sezen kedi gölgelere attı kendini. Karanlığa ustaca sindi.
Çınar küçümserce baktı kediye. Korkak bir kedi her zaman korkak bir kediydi. Yine de bu sefer iblisçiğe bir parça hak verdi. İstemsizce geriye doğru yürüdü. Olur da Gece aynayı patlatırsa dağılacak olan surat Çınar'ın suratı olurdu.
Gece içinde kaynayan öfkeyi aldı. Onu iradesine katıp gücünü istediği şeyi yapması için serbest bıraktı. Kullanmasını bilene öfke güzel bir ateşleyiciydi.
Öfkeyle çağlayan büyü odada uğuldadı. Yılan gibi kıvrılıp büküldü, eğilip yükseldi ve küçük yatakta cansız yatan kızın göğsüne çöktü. Kızın bedeni sarsıldı. Gece'nin gücü, canının çoktan çekildiği kaslarda, damarlarda dolanıp onları derin uykularından uyandırırken, kalbi de sarsıyordu. Harekete geç, diyordu ona. Atmaya başla!
Gece eğilip dudaklarını kızın soğumaya başlamış dudaklarına bastırdı. Nefessiz bırakıp soldurduğu ciğerleri bu sefer kendi nefesiyle doldurdu.
"Bir ilk," diye düşünüyordu. Önce öldürmek için uğraşmış, nihayetinde öldürmüş, şimdi de yeniden yaşatmak için uğraşıyordu. Bu Gece için bir ilkti.
Havayla dolan ciğerler de itekleyince, kalp sonunda dürtüklenip durmaktan bezmiş halde isyan etti. 'İyi be, tamam!' diyerek kendi başına atmaya başladı.
Miray derin bir nefes aldı. Kaşları çatıldı. Huzursuzdu. Kıpırdanmaya çalıştı. Gözlerini açmak istiyordu.
Gece elini kızın gözleri üstüne koydu. "Şişş. Bir şey yok," diye fısıldadı kulağına. "Rahatla."
Miray Gece'nin sesiyle kıpırdanmayı bıraktı. Kasılmış kasları gevşedi. Düzenli nefesler alıp verdiği rüyasız, rahat bir uykuya daldı.
Gece, kızın altındaki çarşafı tutup çekiştirdi. Süngerle bazanın arasına sıkıştırılmış uçlarını kurtardı. Çarşafı kıza güzelce sarmaya başladı.
Çınar aynada şaşkın şaşkın gözlerini kırpıştırıyordu. "Ne yapıyorsun?"
"O ihtiyar adama onurlu bir ölüm fırsatı sunmuştum," dedi Gece az önce söylediğini yineleyerek. "Şimdi kendi zehrinde kıvranarak ölecek." Çınar'a döndü. "İhtiyar'ın koruma tılsımlarını arttır. İstisna yok, kimse yanına yaklaşmayacak. Tedavisi ise sadece Gökdeniz'in gözetiminde. İyileşmesi için ne gerekiyorsa yapsın. Sen, çocuk cesetlerinin aslı ne araştırmaya başla. Sessizce! Ben gelene kadar dudaklarınız mühürlü. Kimseye bir şey söylemeyin."
Gece tekrar Miray'a döndü. Mışıl mışıl uyuyan kızı nazikçe, bir prensesi taşır gibi kucağına aldı. Kollarındaki kızla kapıya doğru yürürken Çınar'a bakmadan konuştu. Zaten Çınar'ın da onun yüzünü ya da gözlerini görmesine gerek yoktu. Gece'nin sakin sesi, duymasını bilene göre için için kaynıyordu. Fırtınanın çok yakında kopacağını haber verin gök gürültüleri gibiydi.
"Eve dönüyorum!"










