30 Mart 2026 Pazartesi

Ay Işığı - Bölüm 9 - Cesurca Öleceğini Bil

Miray acı ve şokla avazı çıktığı kadar bağırıyor, öfkeyle tepinerek Gece'nin parmakları arasından kurtulmaya çalışıyordu.

Kızın bağırışlarının dinmeyeceğini anladığında Gece büyüyü kontrol eden iradesini kıza yöneltti.

Miray anında debelenmeyi kesti. Felç olmuştu, ne kadar uğraşırsa uğraşsın boynundan aşağısını hareket ettiremiyordu. Saniyeler akarken Miray'ın yüzündeki ifadeler de birbirini kovaladı. Şaşkınlık... acı... korku... merak... yeniden korku... kavrayış ve sonunda anlayışın getirdiği bir teslimiyet.

Gece, yatağın kenarına kayıp giden havluyu alıp kanattığı yaraya bastırdı. Miray anlık bir refleksle inledi, fakat Gece'nin büyüsü yüzünden sesi çıkmamış, sadece kaşları çatılmıştı. Sonra bunu yaptığına pişman olmuşçasına yüzünü buruşturdu.

"Derin bir yara değil," dedi Gece. Sesinde ne gaddarlık ne de özür diler gibi bir ifade vardı. Güzel bir sesin duygusuz bir tonu... "Bir dakikaya kalmaz kanaması duracaktır."

Miray öfkeli bakışlarını kaçırmadan doğruca Gece'nin mavi gözlerine baktı. Korkmuştu, sinirliydi. Ve meydan okuyordu. Hâlâ! Durumun ciddiyetini anlamamış küçük bir aptal gibi Gece'ye hâlâ kafa tutuyordu. Bu Gece'nin hoşuna gitmişti. Salya sümük yalvarıp yakaranlarla uğraşmak genellikle sinir bozucuydu.

Derken Gece kızın gözlerinde başka bir şey daha gördü. Rahatsız edici ve bir o kadar da kışkırtıcı bir şey: Kız onu inceliyordu. Kedinin açığını arayan bir fare gibi değil, daha çok karşısındakini anlamaya çalışan bir insan gibi süzüyordu onu. Gece'nin karanlığında kendi cevherinin ışığıyla nafile bir çabayla yolunu bulmaya çalışıyordu.

Bu, Gece'nin merakını ateşledi. Kızın cevherinin ışığını görmek istedi. Zihnini kuşatan ilk bariyeri indirdi. Zihninde yabancı bir varlığı, cevherin cisimsiz ağırlığını hissetmeyi bekledi. ama bir şey olduğu yoktu. Kızın boğazında sesini tutan büyü düğümünü gevşetti.

"Senin cevherin bu mu?" diyerek ortaya bir soru attı.

Miray anlamadığı bir dilde bir şey söyleniyormuşçasına baktı. Kadının neyden bahsettiğine dair en ufak bir fikri yoktu ve bunu sözel olarak belirtmek için de zerrecik zahmete katlanmayacaktı.

Miray'ın dudaklarının kıpırdanmadığını gören Gece, "Konuşabilirsin," dedi. "Sesin özgür."

"O özgürlüğü ellerime ver de, asıl yumruklarımın suratında yapacağı konuşmayı bir dinle."

Az önce gırtlağı yırtılırcasına bağırdığından kızın sesi çatlak çatlak çıkıyordu.

Gece onu duymamış gibi sakince, "Gözlerin," dedi. Parmağının ucuyla Miray'ın gözünün altına dokunup kirpiklerinin dibinde ufak bir yay çizdi. "Zihnime dokunmaya çalışır gibi bakıyorsun."

"Seni gebertmek ister gibi baktığıma oldukça eminim."

"O da var elbette. Ve korku, ve merak, ve dehşet..."

"Anladık!" Öfke ve utanmışlıkla bağırdı Miray. "İçlerinde sevgi kelebekleri uçuşacak değil herhalde. Ne bekliyorsun ki?"

"Akıl okumak... Senin cevherin bu mu?"

"Hayır," dedi Miray. "Ben akıl falan okuyamam." Doğru bir tonlamayla söylenmiş doğru bir cevaptı. "Ben Avcı değilim," diye ekledi hemen ardından. "Bir Avcı arıyorsan yanlış kapıya havlıyorsun."

Sırları bilen birinin özgüveniyle, "Öyle yetiştirilmemişsin," dedi Gece. "Ama damarlarında bir avcının kanını taşıyorsun."

Miray'ın bakışları gölgelendi, sesi derinleşti. "Akıl okuyabilseydim eğer Bayan Zeki, soracağın soruyu sen sormadan bilmem gerekirdi, değil mi?"

Gece başının küçük, ağır bir hareketiyle itiraz etti. "Hayır. Ben izin vermediğim sürece bilemezsin. Bu denli yetkin bir gücün yok." Miray'a doğru hafifçe eğildi. İfadesiz, sakin bakışları değişmiş, 'dikkat ölüm tehlikesi' işaretlerine dönmüştü. Muzip, dikkat çekici, mavi mavi parlayan gözlerinin içi tüyler ürperten bir uyarı, bir kesinlikle doluydu.

"Kaldı ki dediğin yaygın ve yanlış bir düşüncedir," dedi tane tane. "Sanılanın aksine, kişiler genellikle düşünmeden konuşurlar. Bu onların okunmalarını neredeyse imkansızlaştırır. Kelimelerimiz bizim kehanetlerimizdir, derken şair bunu anlatmak ister aslında. Kelimelerimiz bizim kehanetlerimizdir."

Hırçın bir gailesizlikle açılıp laf yetiştirmeye hazır ağzını mesajı almış her bilge kişi gibi usulca kapadı Miray. Laf sokmalı, beylik cevapları görünüşe göre oldukça acılı, zor bir ölümü kehanet ediyordu. Lafı dolandırmadan, zaman ya da merhamet kazanmaya çalışmadan sordu.

"Ne istiyorsun benden?"

Sorunun ardından Gece o rahatsız edici inceleyişi tekrar duyumsadı. Kızın gölgelenip daha da koyulaşmış gözlerinin derinliğinden doğan bir baskı üstüne çökmüştü. Kız ciddi ciddi, bir şekilde onu anlamaya çalışıyordu. Bir tür empati kurmaya... Bu da iğne başı kadar boşluk bırakmadığından emin olduğu hissizlik kabuğuna ardı ardına minik darbeler indiriyordu. Oysa üstüne dikilmiş bakışların arzulu ilgisine aşınaydı, ama küçücük bir böcekmişçesine kızın onu incelemeye çalışması... O kara gözleri oymak geldi içinden.

"Senden ne mi istiyorum?" diye sordu usulca. Pürüzsüz sesi Miray'ın yapmaya çalıştığı şeyi anlayıp, ondan rahatsız olduğu gerçeğini zerre yansıtmıyordu. Uzanıp yüzünü Miray'ın yüzüne daha da yaklaştırdı. Öyle yakındılar ki alıp verdikleri nefesleri birbirine karışmak zorunda kalıyordu. Miray'ın gözleri sonuna değin açıldı. Gece, dün akşam İhtiyar'ın yaşlı gözlerinde gördüğü gibi bir kez daha kendi gerçeğini düşmanın gözlerinde gördü. Parlak siyah irislerin içinden yansıması ona bakıyordu. Simsiyah boşluğun içinde bir o vardı. Kızın inceleyip de aradığı şey bakamadığı, göremediği kendi gözlerinin içinden Gece'yi izliyordu. Ve bunu görmek ona garip bir zevk verdi.

"Senden işte bunu istiyorum." İşaret parmağını kızın kalbinin üstüne koydu. Yumuşak göğsün altında kalp sabırsızca, yaşam dolu atıyordu. "Kalbini."

Felç eden büyüyü tamamen Miray'ın üstünden çekip aldı. Kız dehşetle titrerken özgür kaldığını anladı. Gece'yi itekleyip kendini yatağın kenarına doğru attı.

Gece ölçülü, çevik ve güçlü bir hareketle kızın boğazına tek eliyle yapıştı. Zorlanmadan Miray'ı çekti ve yastığına gerisin geri yatırdı. Kızın boğazını az çok dermanını kesecek, ama nefessiz kalıp ölmesine neden olmayacak kadar sıkıyordu. Miray can havliyle tırnaklarını Gece'nin suratına geçirmek için uzandı. Gece, kızı yatağa biraz daha bastırıp başını geriye çekerek saldırıyı savuşturdu. Miray'ın kolları kısa kalıyordu. Bu onu daha da kızdırdı. Hırstan, öfkeden gözleri yaşarmış bir halde yatağın içinde ağa takılı bir balık gibi çırpındı. Tekrar kanamaya başlayan yarasını hissetmiyor, dişlerinin arasından dökülen hırıltıları duymuyordu. Tırnaklarını Gece'nin kollarına geçiriyor, dizleriyle yanlamasına tekmeler atmaya çalışıyordu. Kızın bu boşa çırpınışları Gece'yi bir an gülümsetti.

Pek tatlı, yaşadığı andan aldığı zevkin parıltılı kıpırtısını taşıyan ve Miray bilmese de ender görülen bu bir anlık gülümseme Miray'ı soğuk kış rüzgarları gibi çarptı. Birden hareketsiz kaldı. Bağırmayı kesti, savaşmayı bıraktı. Şaşkın, kızgın ve soluk soluğa hareketinin ortasında donup kaldı.

Odadaki curcuna aniden kesilince sessizlik demirden bir sis gibi ikisinin üstüne çöktü. Miray'ın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Dolmuş gözleri ıslak ıslak parlıyor, göğsü alıp verdiği soluklarla inip kalkıyordu. Gece'nin bileğine geçmiş tırnaklarını gevşetmemişti bir tek. Apaçık bir öfkeyle hareketsiz, yatağında uslu uslu uzanıyordu.

Gece'nin gülümsemesi silindi. Yüzü inanılmaz bir hızla ifadesizleşti.

"Pes mi ediyorsun?"

Miray hiddetle ağzını açtı, ama durakladı. Sonra bir şey demeyerek kapattı. Çenesi çaresiz bırakılarak aşağılanmanın acısıyla hiddetle titriyordu. Ağlamamak için zor tutuyordu kendini. Bakışlarını eğdi. Ne olacaksa artık olsun, der gibiydi.

"Özür diliyorum senden." Gece'nin yumuşacık sesini taşıyan mırıltısı Miray'a ulaştığında kız titredi. "Kızmakta, içerlemekte sonuna kadar haklısın. Bunların hiç birini hak etmiyorsun, biliyorum. Ancak dünya adil bir yer değil. Öyle olmak gibi bir derdi de hiçbir zaman olmadı. Başkasının hatalarının bedelini hak etmeyenler ödemeye hep devam edecek. Şairler buna itirazlarını hep yazacak, ozanlar adalet için adaletsizliği hep söyleyecek. İtiraz edecekler, ve edecekler. Lakin hiçbir şey değişmeyecek. Ama sen cesursun. Cesurca öleceğini bil. Başkaları da böyle bilecek. Bilmeleri için kanımı tırnaklarının arasında bırakacağım. Ve bana sorduklarında senin sonuna kadar cesurca savaştığını söyleyeceğim. Senin için bir anlamı olmasa da Avcı onurun seninle kalacak. Kimsenin peşinde bu kadar koşmadığımı anlatacağım onlara."

Ve gece parmaklarını sıkmaya başladı. Miray'ın ince boynu güçlü parmaklarının arasında kuru dal parçalarından farksızdı. Kızın nefes borusunun sıkıştığını, ezildiğini hissediyordu.

Nefesiz kalan kız gözlerinden yaşlar akarken çırpınmaya başladı. Odadaki hava ağırlaştı. Tahtalar gıcırdıyor, camlar çatırdıyordu. Miray'la birlikte ev de karşı koyuyordu sanki. Gece'nin aldırdığı yoktu. Dikkatli, soğuk... Tek bir şeye odaklanmıştı. Saniyeler geçti. Gecen her saniye kızın yaşamının bir parçasını ondan koparıp aldı. Önce çırpınışları yavaşladı, sonra güçsüzleşti. Nihayetinde Miray hareket etmeyi bıraktı. Solukları kesildi, kalbi durdu. Yitip giden yaşama son bir ağıt gibi bir iç çekişle ev de sessizliğe büründü.

Gece elini kızın boynundan çekti. Kolundaki tırnak izleri sızlıyordu. Bembeyaz teninde kan tomurcukları parlak kızıl dalların üstünde damla damla açmıştı. Onları silmeye yeltenmedi. Bir saate kalmaz teni tamamen iyileşecekti. Cesedini yaktıklarında kızın tırnaklarının arasında kan da kaybolup gidecek, bu ana dair her şey bir anıdan daha fazlası olmayacaktı. Bu düşünce içinde bir şeylerin burulmasına neden oldu. Çok değerli bir şeyi kaybediyordu sanki.

Ayağa kalkıp o tek sandalyeye yürüdü. Oturduğunda içindeki sıkıntı çoktan karanlığa karışmıştı. O yine herkesin bildiği soğukkanlı, planlı Gece'ydi. Düşünceli bir halde gözlerini belirsiz bir noktaya sabitledi. Nasıl hareket edeceğine dair kafasında belli bir plan vardı zaten. Ancak şimdi üzerinden bir kez daha geçme ihtiyacı hissetmişti.

Kızın kalbini hemen mi çıkarmalıydı?

Yoksa İhtiyar'ın izlemesine izin mi vermeliydi?

Hiç yorum yok: